Hakan Ünay, Araştırma Asistanı/Türkiye Göç Araştırmaları Merkezi (TÜGAM)

İdlib’te Beklenen Göç Senaryosu Gerçekleşmeye Başladı

Suriye rejiminin İdlib’e yönelik saldırıları aralıksız devam ederken bölgeden Türkiye sınırına beklenen göç akını da başladı

23 Ağustos 2019, Cuma
- idlibgoc

Suriye’nin kuzeybatısında yer alan İdlib, içinde bulunduğu hareketlilik nedeniyle son zamanlarda gündemden düşmüyor. Mart 2015’ten beri muhaliflerin kontrolünde olan şehir; Türkiye, İran ve Rusya tarafından yapılan Astana görüşmeleri sonucu Mayıs 2017’de “gerginliği azaltma bölgesi” (tension reduction zone) ilan edilmişti. Bölgedeki rejim saldırılarının gündeme geldiği Eylül 2018 ve Nisan 2019’daki toplantılar sonrasında da rejimin İdlib’e yönelik saldırıları yoğun bir şekilde devam etti. Son olarak rejim güçleri, daha önce sarin gazı saldırıları ile de gündeme gelen İdlib’in Han Şeyhun ilçesine kadar geldi ve bölgeyi kuşatarak kontrolü ele geçirdi. 4 Nisan 2017’de yapılan sarin gazı saldırılarında –ki BM ve Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü tarafından da teyit edildi- 100 kişi hayatını kaybetmişti.

Bölgeye yapılan kuşatma operasyonları ve yoğun saldırılar, hâlihazırda 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’ye yönelik yeni bir göç dalgası anlamına geliyor. Nitekim buna ilişkin tahminler de kamuoyunda sıkça dile getiriliyordu. İdlib’in stratejik öneminin farkında olan Türkiye; Rusya ve İran ile ortak toplantılar düzenleyerek bölgedeki gerginliği en aza indirmeye çalıştı. Türkiye’nin çabalarına rağmen Suriye rejim güçlerinin uluslararası kamuoyunu umursamadan devam ettirdiği saldırılar Türkiye’yi beklenen göç senaryosuyla karşı karşıya bıraktı.

Eylül 2018 ‘den günümüze bölgedeki saldırılar sonucu 237’si çocuk ve 172’si kadın olmak üzere toplam 949 sivilin  hayatını kaybettiği belirtilirken yaklaşık 750 bin insanın da yerinden edildiği tahmin ediliyor. Bu insanların çoğu Türkiye’nin askeri operasyonlarla güvenli hale getirdiği bölgelere göç ediyor. Söz konusu göçler kitlesel olmamakla birlikte sayıları giderek artan nitelikteydi. Ancak rejim güçlerinin İdlib’i kuşatması, özellikle Han Şeyhun bölgesine yaklaşması ve saldırıların şiddetini arttırması ile insanlar kitleler halinde göç etmeye başladı. Son olarak Kurban Bayramı boyunca yaklaşık 124 bin insan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında yer alan Atme, Kah, Deyr Hassan ve Kefer Lusin gibi kamplara göç etti. Buna ek olarak İdlib şehir merkezine giden yol üzerinde olan Maaret-el Numan ilçesinden bir günde 25 bin kişi İdlib’in kuzeyindeki güvenli bölgelere göç etti.

Rejim saldırılarının Han Şeyhun’dan sonra Serakib ve Maarat-el Numan ilçelerine ulaşması sonucu yerinden edilen insan sayısının 1,5 milyonu bulabileceği belirtiliyor. Nitekim Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin bölgeden aktardığı haberler, rejim güçlerinin Halep-Şam otoyolunun (M5) kontrolünü ele geçirerek Han Şeyhun’a girdiği ve sonraki hedeflerinin de Serakib ve Maaret-el Numan olduğu yönünde.

Türkiye ne yaptı, ne yapacak?

Türkiye Suriye’de yaşanan iç savaşın başından beri uluslararası bir sorumluluk alarak Suriyelilere kapılarını açtı. Geçtiğimiz sekiz yılda yaşanan güvenlik kaygılarına rağmen yaklaşık 3,6 milyon Suriyeliyi misafir etmeye de devam ediyor. Ancak gerek yaşanan terör eylemleri gerekse düzensiz göçü engellemek adına bazı önlemler de alındı. Öncelikle, Suriye sınırı boyunca beton bir duvar örerek terör eylemlerine ve düzensiz göçe karşı önlemler somutlaştırıldı. Türkiye, sınırın Suriye tarafında ise başından beri savunduğu “güvenli bölge” politikasını tek başına uygulamaya koyarak Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını düzenledi ve sınırlarının güvenliğini sağladı. Operasyon bölgeleri olan Azez, Cerablus ve Afrin gibi bölgeler güvenli hale getirildi ve hayatın normale dönmesi için adımlar atıldı. Türkiye ayrıca İdlib’te 12 gözlem noktası kurarak bölgeye verdiği önemi gösterirken gözlem noktalarına da askeri sevkiyatlar yapmaya devam ediyor.

Türkiye’nin izlediği bu politikalar Suriyelilerin kendi ülkelerinde güvenli bir şekilde yaşaması adına oldukça önemli. Nitekim Kurban Bayramı boyunca İdlib’ten göç eden yaklaşık 124 bin Suriyeli’nin, Türkiye tarafından güvenli hale getirilen bölgelerdeki kamplara yerleşmesi de bunun önemli bir göstergesi. Ancak rejim saldırıları devam ettiği sürece –ki devam edeceğe benziyor- bölgeden göç eden insan sayısı da artacak gibi görünüyor. Bu noktada güvenli bölgelerin de yeterli olmayacağı düşünülürse Türkiye’yi bekleyen sorunun büyüklüğü artacaktır.

Suriye krizinin ortaya çıkardığı göçmen krizini neredeyse tek başına üstlenen Türkiye, İdlib’ten başlayan yeni göç dalgalarının altından kalkamayacağını belirtirken uluslararası kamuoyundan “gerçek” bir sorumluluk paylaşımı bekliyor. Nitekim Türkiye’nin gerek fiziki gerekse toplumsal koşulları yeni göçmen kabullerine imkân vermiyor. Öyle ki son zamanlarda “güvenli bölge” tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi ve ABD ile ortak çalışmaların başlaması zaten Türkiye’nin mevcut koşulların farkında olduğunu gösteriyor. Bu kapsamda Türkiye’nin yakın gelecekteki odak noktasını güvenli bölge tartışmaları oluşturacak gibi görünüyor. Önümüzdeki süreçte, İdlib kaynaklı göç hareketlerinin boyutu artmadan önce güvenli bölgelerin oluşturulması ve bölgeden göç eden insanların buralara yerleştirilmesi Türkiye’nin temel önceliği olacaktır.

Türkiye sekiz yıldır yürüttüğü insan odaklı yaklaşımını, başta açık kapı politikası olmak üzere çeşitli politikalarla halen devam ettiriyor. Oluşan ve oluşacak yeni göç dalgalarında da aynı hassasiyeti gözeten Türkiye, savaş bölgelerinden göç eden insanların güvenli bir yaşam sürdürebilmeleri, savaş sonrasında da güvenli bir şekilde ülkelerine dönebilmeleri için yoğun çaba sarf ediyor.

 

Kaynak: Anadolu Ajansı, Syrian Network for Human Rights, Syrian Observatory for Human Rights, United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs (UNOCHA).
Bitnami